Stres ve Anksiyete

Home » Blog » Stres ve Anksiyete

Anksiyete tanımlanması zor bir korku ve endişe duygusudur. Bu duyguya vücutla ilgili birtakım duyumlar eşlik edebilir.

Göğüste sıkışma, kalp çarpıntısı, terleme, başağrısı, midede boşluk duygusu ve hemen tuvalete gitme gereksinmesinin doğması gibi duyumlar örnek olarak verilebilir. Huzursuzluk, dolanıp durma isteği de sık görülen belirtilerdendir.

KORKU ve ANKSİYETE

Anksiyete ‘tetikte olunması’ için gelen bir uyarıdır. Yaklaşan tehlikeler için uyarmakta ve kişinin tehdit öğesi ile baş etmek üzere önlem almasını sağlamaktadır. Korku da benzeri bir uyarıdır; ancak korku dışarıda bulunan, bilinen, açık seçik olarak tanımlanabilir ve kökeni iç çatışmaya dayalı olmayan bir tehdide karşı gösterilen bir tepkidir. Oysa anksiyete, bilinmeyen, içten gelen, belirsiz ya da kökeni iç çatışmaya dayalı olan bir tehdide karşı gösterilen bir tepkidir. Aralarında bir ayrım yapmak çoğu zaman zor olur, çünkü korku da bilinçdışı, içten gelen bastırılmış bir uyaranın dış dünyadaki başka bir nesneye displase edilmesi sonucu ortaya çıkabilir.

Korku ile anksiyetenin ayırt edilebilir bir yönü de vardır. Sözgelimi karşıdan karşıya geçerken hızla gelmekte olan bir arabayı görünce korkma sırasında yaşanan duygu ile ilk kez girilen yabancı bir ortamda bulunmaktan ötürü duyulan, tanımlanması zor rahatsızlık duygusu birbirinden çok farklıdır. Bu iki duygusal tepki arasındaki farklardan biri de korkunun akutluğu ve anksiyetenin kronikliğidir.

Anksiyete görünümleri kişiden kişiye büyük ölçüde değişir. Bazı hastalarda çarpıntı ve terleme gibi kardiyovasküler semptomlar olur; bazılarında bulantı, kusma, boşluk duygusu midede ‘kelebekler uçuştuğu’, içinde bir şeylerin ‘pır pır ettiği’ duygusu, gaz ağrıları, hatta diyare gibi gastrointestinal semptomlar olur; kimisinde ise sık idrara çıkma, yüzeysel solunum, göğüste sıkışma duygusu gibi belirtiler olabilir. Bütün bunlar visseral tepkilerdir.

Bazı hastalarda kas gerginliği önde gelir ve bu kişiler kas katılığından ya da spazmından, baş ağrısından ve boyun tutukluğundan yakınırlar.

STRES, ÇATIŞMA ve ANKSİYETE

Bir olayın stresli olarak algılanıp algılanmaması, olayın yapısına ve kişinin bu olayla baş etme ve savunma mekanizmalarına bağlıdır. Kişinin algılama, düşünme ve dış olaylara ve iç dürtülerine göre davranma işlemleri egonun kapsamı içinde yürür. Egosu uygun bir biçimde işlevselliğini sürdüren bir kişi, dış ve iç dünyalar arasında bir denge kurmuştur. Ego işlevini yerine getiremezse ve dengesizlik yeterince uzun sürerse kişinin kronik anksiyetesi olur. İster bu dengesizlik, dış dünya baskıları ve hastanın egosu arasında olan bir ‘dış dengesizlik’ olsun, isterse hastanın dürtüleri (örn. agresif, cinsel dürtüler ya da bağımlılık dürtüleri) ile vicdanı arasında olan bir ‘iç dengesizlik’ olsun, söz konusu bu dengesizlik bir çatışma doğurur. Dış olayların neden olduğu çatışmalar genellikle kişilerarası (interpersonal) çatışmalar adını alır. Bu iki tür çatışma bir arada bulunabilir.

Santral sinir sistemi gerek endojen gerekse eksojen uyarılara adapte olabilme özelliğine sahiptir. Bu adaptasyon ile birçok önemli santral fonksiyonların yürütülebilmesi veya yetersiz adaptasyon sonucu bazı hastalıkların ortaya çıkması söz konusudur. Nöroplastisite, kısaca çeşitli iç ve dış uyaranlara bağlı olarak beyindeki nöronların ve bunların oluşturduğu sinapsların yapısal özellikleri ve işlevlerindeki değişiklikler olarak tanımlanabilir. Oluşan değişiklikler tek bir nöron ile sınırlı kalmayıp sinaps düzeyine ulaşmışsa oluşan adaptif yanıt ‘sinaptik plastisite’ olarak da adlandırılabilir. Sinir sisteminin adaptasyonunda sinaptik etkinliğin değişebilmesi rol oynar. Organizmanın kendi içinde gerçekleşen değişikliklere, hormonların davranış üzerine etkileri örnek verilebilir. Hayvanlarda cinsel davranışların periyodik salgılanan hormonlarla ilişkili olduğu ve hormonların bu etkilerini çeşitli merkezlerde sinaptik etkinliği değiştirerek oluşturduğu uzun süredir bilinmektedir (Cotman ve ark, 1984). Çevresel değişikliklere uyum ise ancak ‘öğrenme’ ile sağlanabilir. Öğrenme de sinaptik plastisite yolu ile gerçekleşir. Öğrenme endojen ve eksojen uyarılara karşı santral sinir sisteminin verdiği en güçlü ve önemli adaptif yanıttır. Öğrenmenin oluşabilmesi için nöronlarda LTP (uzun dönemli potensiyalizasyon) oluşması gerekmektedir. LTP’nin oluşması nöroplastisite veya sinaptik plastisite ile ilişkili adaptif bir yanıttır.Kronik ve şiddetli stres oluşturan nedenler olumsuz nöroadaptif değişikliklere neden olurken, kısa süreli ve belli bir düzeyde stres öğrenme için temel oluşturan LTP için gereklidir.Görüldüğü gibi nöroplastisite beyinde olumsuz değişiklikler kadar olumlu değişikliklere de neden olmaktadır. Öğrenmenin sinaptik mekanizmalarının araştırılmasında en sık kullanılan deneklerden biri deniz salyangozudur (Aplysia). Bu yumuşakçanın sifon yada kuyruğuna dokunsal (taktil) uyarı verildiğinde solungacını aniden çeker. Uyarılar tekrarlandığında bu cevabın giderek azaldığı gözlenir.Bu alışma durumu duyusal ve motor sinirler arasındaki sinapslarda etkinliğin azalması ile açıklanır. Deniz salyangozunun sifonuna dokunsal uyarı verilirken aynı anda kuyruğuna elektrik şoku uygulanırsa, daha sonraki dokunsal uyarılara daha şiddetli ve uzun süreli bir solungaç çekme davranışıyla yanıt verdiği gözlenir. Duyarlılaşma olarak adlandırılan bu durum ise duyusal ve motor sinapslarda etkinliğin artışı ile açıklanır (Feldman, 1997). Bazı Türkçe kaynaklar ve bilim insanları nöroplastisite karşılığı olarak ‘‘yoğurulabilme’’ terimini önermekte ve kullanmaktadır.

Bununla beraber yoğurulabilme iç ve dış etkenlere bağlı olarak beyinde ortaya çıkan adaptif değişikliklerin tümünü açıklamaktan uzak bir terimdir ve bu terimin nöroplastisite yerine kullanımına karşı çıkanlarda vardır.Bu nedenle bu kitapta yoğurulabilme yerine nöroplastisite veya sinaptik plastisite terimlerinin kullanılması tercih edilmiştir.

Nöroplastisite ile nöronların dendritleri gibi belli bir bölümünde veya bütününde bazı fiziksel değişikler ortaya çıkabilir.Ayrıca yeni nöron oluşumu, nöronların kronik şiddetli stres gibi olumsuz etkenlere karşı dirençlerinde değişiklikler ve sinaptik etkinlikte artış veya azalmalar ortaya çıkabilir.Santral sinir sisteminde nöroplastik yanıtlarla ilişkili değişiklikler şunlardır.

Nöroplastisite ile beyinde gerçekleşen değişiklikler

Dendiritlerde dallanmanın azalması

Dendiritlerde kırılma

Dendirit boylarında uzama

Yeni sinaps oluşumu veya mevcut sinapsların ortadan kalkması

Var olan sinapsların etkinliğinin değişmesi (artması veya azalması)

Yeni nöron oluşumu (nörogenezis)

Nöron ölümü (apopitozis)

Temel beyin metabolitlerinde değişiklikler

Mevcut nöronların hayatta kalma sürelerinde değişiklikler (uzama veya kısalma)

Mevcut nöronların stres altında bozulmaya karşı dirençlerinin artması

Mevcut nöronların uyarıya karşı postsinaptik potansiyellerindeki değişiklikler

Nörotrofik faktörlerin etkinliklerinde değişiklikler (artma veya azalma)

Gelen uyarının şiddeti ve süresi ile santral sinir sisteminde primer olarak yanıt verecek bölgenin özelliklerine bağlı olarak bu değişikliklerin biri, birkaçı veya hepsi ortaya çıkabilir.Sonuçta oluşan nöroplastisitenin niteliği ve ortaya çıkaracağı yeniden modellenme de bu etkenlere bağlıdır.Yeni nöron oluşumu nörogenezis olarak adlandırılmaktadır. Nörogenezis hipokampusta ve koku merkezinde daha çok gözlenmektedir.

Hipokampus nöroplastisitesi en yüksek beyin bölgelerinden biridir. Her türlü zihinsel egzersiz ile hipokampal hacimde ve nörogeneziste artma görülürken, sürekli stres durumları hipokampal hacimde ve hipokampal nöronların nörogenezisinde azalmaya neden olur (Stahl, 2000; Czeh ve diğ., 2001).

Beyin kaynaklı nörotrofik faktörler nöronların hayatta kalmalarında, yaşamlarını sürdürebilmelerinde ve fonksiyonlarını yerine getirebilmelerinde oldukça önemli bir role sahiptir. Nörotrofik faktörler SSS’nde nörotransmitter olarak görev yapmazlar; esas olarak nöronların gelişmelerine ve kendilerini yenilemelerine yardımcı olurken, nörotransmitterlerin görev yaptıkları fonksiyonel olarak önemli sinir yolaklarının yapısal olarak sağlıklı olmalarına ve görevlerini sürdürmelerine katkıda bulunurlar. Hücre ölümünün (apopitozis) programlanmasında ve yürütülmesinde de önemli rolleri vardır. Belli nöronlara spesifik nörotrofik faktörlerin endojen veya eksojen nedenlere bağlı olarak eksikliği o nöron veya nöron grubunun ölümü ile sonuçlanacak biyolojik olaylar zincirini tetikleyen bir etkendir

Stresin canlı organizma üzerine olumsuz etkilerini kanıtlayan ilk verilerin yayınlanması ve tartışılmaya başlaması önceki yüzyılın ilk çeyreğinde gerçekleşmiştir. İlk olarak sürekli ve ağır stresin gastrik ülserasyona ve adrenal bezde hipertrofiye neden olduğu gösterilmiştir (Selye, 1976). 1960’lardan itibaren stresin beyin ve davranışlar üzerine olumsuz etkileri tartışılmış. 1960’ların sonlarında bir medial temporal lob yapısı olan hipokampusun gerek insanlarda gerekse sıçanlarda glukokortikoidlerin kendine özgü reseptörlerine bağlanma bakımından en duyarlı beyin bölgesi olduğunun ileri sürülmesi stres ile psikiyatrik hastalıkların arasındaki ilişkilerin temelini oluşturmuştur. Glokokortikoidler strese yanıt olarak salıverilirler (McEwen, 1968;1970). Günümüzde yapılan çalışmalar özellikle hipokampal fonksiyonların glokokortikoidler gibi hormonlar ve glutamat gibi nörotransmitterler tarafından modüle edildiğini ve stres yaratan durumlarda gerek glukokortikoidlerin gerekse glutamatın düzeylerinde yükselme olduğunu net bir şekildeolduğunu ortaya koymuştur (McEven ve diğ., 2002; Moghaddam, 2002; Popoli ve diğ., 2002).

SSS’ni etkileyen en önemli uyarılardan biri strestir. Beyin stres altında ortaya çıkan değişikliklere adapte olma özelliğine sahiptir. Ancak kronik stres altında beynin adaptasyon yeteneğinde çeşitli düzeylerde yetersizlikler oluşabilir. Böyle bir yetersizlikte, nöronların kalitesinde ve nöronal organizasyonda olumsuz yeniden yapılanma (remodeling) sonucu bir çok psikiyatrik hastalık gelişebilir.

Anahtar Kelimeler

ankara psikolog
ankara psikoloji merkezi
evlilik terapisi
aile danışmanlığı
sınav kaygısı
aile danışmanlığı

İletişim Bilgileri

Adres: Turgut Reis Caddesi 4/7 Tandoğan ANKARA

Telefon: 0312 213 30 09
Ankara Psikoloji Merkezi Tüm hakları saklıdır. Ankara Psikolog